İNTERNET DEVRİMİ

0
45
İNTERNET DEVRİMİ

DÜNYAYI BİRLEŞTİREN BİR MUCİZE Mİ, YOKSA GÖRÜNMEYEN BİR AYRILIĞIN HABERCİSİ Mİ?

Bir sabah uyanıyorsunuz, gözlerinizi daha tam açmadan ilk işiniz telefonunuza uzanmak oluyor. WhatsApp’ta 47 okunmamış mesaj, Instagram’da gece boyunca paylaşılan hikâyeler, biriken mailler, anlık haberler ve YouTube’da sizi bekleyen önerilen videolar… İnternetin ritmiyle başlayan bir gün, artık milyarlarca insan için sıradan hale gelmiş durumda.

Peki ya sormak gerekirse: Gerçekten de hepimiz aynı “bağlantı ağı”na mı bağlıyız? Yoksa internetin parlak ekranları arasında farkında bile olmadan daha da mı uzaklaşıyoruz birbirimizden?

İşte bu sorunun tam ortasında, bir devrim olarak başlayan ama zamanla kendi paradokslarını doğuran internetin büyüleyici ama çelişkilerle dolu hikâyesi başlıyor…

Her Şey Bir Sinyalle Başladı: Dünya Artık Online

Bir zamanlar, haber almak için radyo dinlemek gerekiyordu. Mektupların günlerce, hatta haftalarca yolculuk ettiği dönemler vardı. Sonra birdenbire, 1990’ların ortalarında bir şey oldu: İnsanlık, internet denilen dijital sihirle tanıştı. Bilgi bir anda “saniyeler” içinde ulaşılabilir hale geldi. Artık bir bilgisayar ekranından, başka bir kıtanın sesine ulaşmak mümkündü.

Küresel olarak bağlantıya geçmenin sarhoş edici mutluluğuyla dünya kendini dijital çağa bıraktı. MSN Messenger’da sabahlayan gençlik, “çevirmeli internet”in çığlığıyla büyüdü. Ardından akıllı telefonlar geldi. Herkes cebinde küçük bir evren taşımaya başladı.

Ancak perde arkasında, başka bir sahne kuruluyordu: Erişebilenler ve erişemeyenler. Yani, dijital devrimin içindekiler ve dışındakiler…

İki Ayrı Dünya: Siber Zenginler ve Dijital Yetimler

Bugün Kaliforniya’daki bir genç, ChatGPT ile deneme yazısı yazarken; Afrika’nın bazı bölgelerinde hâlâ internete ulaşım, ayda birkaç saatle sınırlı. Tokyo’da bir çocuk, metaverse üzerinden Fransa’daki arkadaşlarıyla sanal futbol oynarken; Bangladeş’te başka bir çocuk ilk kez bir bilgisayar ekranına dokunuyor.

İnternetin birleştirici gücüne övgüler yağdıran raporların gölgesinde, “dijital uçurum” adım adım büyüyor. Gelişmiş ülkeler 5G ve yapay zekâyla ileri atılırken; dünyanın bir kısmı hâlâ düşük bant genişliğine bağımlı. Ve bu fark yalnızca teknolojiye değil, fırsatlara da yansıyor.

Harvard Üniversitesi’nde burs kazanan Hintli bir kız öğrenci, “Çocukluğum boyunca ders kitaplarımı Google görsellerinden ezberledim, çünkü okulumda yeterli materyal yoktu” diyor. Bu bir başarı hikâyesi gibi görünse de, aslında dev bir sistemik boşluğu gösteriyor: İnternet herkesin parmak ucunda değil.

Birlikteyiz… Ama Yalnızız: Sosyal Medya Gerçekten Sosyal Mi?

İnternetin asıl devrimi, belki de sosyal medyayla geldi. Facebook, Twitter, Instagram, TikTok… İnsanlar artık sadece bilgiye değil, birbirlerine de bağlanabiliyordu. Bir annenin doğum anı, bir öğrencinin mezuniyet sevinci, bir sanatçının gözyaşı… Hepsi bir ekranda buluşuyor.

Ama aynı zamanda, yalnızlık da hiç bu kadar görünmez olmamıştı. Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, sosyal medya kullanıcılarının büyük çoğunluğu çevrimiçi geçirdikleri sürede daha yalnız, daha kıyaslama odaklı ve daha tatminsiz hissediyor.

Bir influencer, tropik bir adada gün batımı eşliğinde story atarken; o anı izleyen yüz binlerce kişi, kendi odasında yalnızlıkla mücadele ediyor olabilir. İnternet bizi görünürde bağlıyor, ama bazen gerçek duygusal mesafeyi daha da derinleştiriyor.

Gizlilik? Hangi Gizlilik?

Eskiden kimliğiniz size aitti. Şimdi ise algoritmalar sizi sizden daha iyi tanıyor. Ne izlediğiniz, neye tıkladığınız, neyi arayıp neyi unuttuğunuz… Hepsi veri. Ve bu veriler, kâr odaklı şirketlerin elinde yeniden şekilleniyor.

Bir yandan Siri sizin için hava durumunu kontrol ederken, diğer yandan Amazon sizin yeni ihtiyacınızı sizden önce fark ediyor. Rahatlık mı? Evet. Ama aynı zamanda ürpertici bir kontrol hissi de var: İnternette özgürüz, ama gözleniyoruz.

Yeni Nesil İçin Doğuştan Gelen Bir Hak Mı, Yoksa Lüks Mü?

Bugünün çocukları için internet, doğuştan gelen bir gerçeklik. “Google nedir?” diye sormak kadar absürt bir şey olamaz onlar için. Ancak hâlâ dünya genelinde milyarlarca çocuk için internet, ya sınırlı bir imkân ya da tamamen yabancı bir kavram.

UNICEF verilerine göre dünya genelinde 3 yaş altı çocukların sadece %30’u düzenli internet erişimine sahip. Bu oran, gelişmiş ülkelerde %90’lara ulaşırken, az gelişmiş ülkelerde %10’un altına düşüyor. Eğitim, sağlık hizmetleri, sosyal destekler… Hepsi artık internet üzerinden yürürken, bu fark daha da derinleşiyor.

İnternet: Bir İnsan Hakkı mı, Ayrıcalık mı?

BM 2016 yılında internet erişimini temel bir insan hakkı olarak tanıdı. Ancak bu hakkın uygulanması, dünya genelinde büyük farklılıklar gösteriyor. Uydu internet girişimleri, kablosuz ağlar, fiber yatırımları… Tüm bunlara rağmen, dijital eşitsizlik, modern dünyanın en görünmeyen ama en kritik sorunlarından biri olmaya devam ediyor.

Gelecek Ne Getirir? Bağlantılar mı, Kopmalar mı?

Yapay zeka, blockchain, metaverse, holografik konferanslar… Teknoloji akıl almaz bir hızla ilerliyor. Ama bu ilerlemenin kimin elinden tutacağı, kimin arkasında bırakacağı sorusu hâlâ yanıt arıyor.

Belki bir gün, en ücra köydeki çocuk da NASA’nın Mars yayınına canlı katılabilecek. Belki her insan, bilgiye erişimiyle değil; ne yaptığıyla değerlendirilecek.

Ama o güne dek sormaya devam etmeliyiz:

İnternet bizi gerçekten birleştiriyor mu? Yoksa daha da görünmez bölgelere mi ayırıyor?

İnternet devrimi, ışıkla gölgeler arasında salınan bir dans gibi. Bazılarını sahneye çıkarırken, bazılarını perde arkasına itiyor. Ama belki de her devrim gibi, bu da bizim onu nasıl kullandığımıza bağlı…